Aldatma HikayeleriGenelHikayelerSeri Hikayeler

ADEM HOCANIN KARISI HİRANUR – 1,2,3,4

Kamyon durmuş Hoca mola yerinin ibadethanesine giderken, bende tuvaletin yolunu tutmuştum. Sigara mı yaktım ve kamyonun yanında içmeye başladım. Adım Bekir 29 yaşında yalnız yaşayan biri adamım. Bir fabrikada çalışıyorum. Anadolu’nun muhafazakâr bir şehrinde doğmuş fakat büyük şehirlerden birinde büyümüştüm. Hayat beni sonunda doğduğum şehre getirmişti. Âdem hoca çalıştığım fabrikaya sürekli olarak yük taşıyan 53 yaşında kamyonculuk yapan bir adamdı. Hoca lakabını boşuna almamış, imam hatip lisesinden mezun olduğu için arkadaşları arasında hoca lakabını almıştı. Aramız iyi sayılırdı. İnternetle oldukça haşır neşir biri olduğum için, onun doğrudan kimseye bağlı olmadan iş bulmasını sağlamıştım. Hatta öyle ki bir firmayla tanışmasına vesile olmuştum. Sürekli nakliye işleri olan bu firmanın taşıma işi üzerinden her ay suya sabuna dokunmadan yüklü miktarda para kazanmasını sağlamıştım. Herhangi karşılık beklemiyordum. Tabi bunlardan kimseye bahsetmemiştim. Bunu hoca özellikle istemişti. Bu arada ortak arkadaşımız olan diğer insanlar fazla samimi olma hocayla diye uyarmışlardı. Parayı seven, cin gibi kurnaz bir adam olduğunu konusunda uyarmışlardı beni. Kendini kullandırtma, hoca sikmeyeceği eşeğin önüne ot koymaz diye dalga bile geçmişlerdi. Büyük şehirde büyümüş olmanın verdiği özgüven vardı doğal olarak. Merak etmeyin benden ne menfaati olacak ki diye kulak asmamıştım uyarılara. Bir yıla yakın zaman olmuştu tanımamız üzerinden. Her zaman evlenmen gerek diye nasihatte bulunurdu. Şöyle helal süt emmiş dul bi avrat bulalım, önüne aşını kor, gecede gönlünü eder, birde çocuk yapsan fena mı olur diye söylenip dururdu. Her seferinde bana göre olmadığını söyler dururdum ona.

Zaman ilerledikçe konu cinsel hayatıma kadar gelmişti. Görünüşünün aksine cinsel olarak hala aç bir adamdı. Samimiyetimiz arttıkça detaylı olmasa da hala aktif bir cinsel hayatı olduğunu anlatmıştı. Sürekli avrada hakkını vereceksin. Yoksa avrat kısmının gözü dışarda olur derdi. Bana cinsel ihtiyaçlarımı nasıl giderdiğimi sorardı. Sürekli bir sevgilim olamamasına rağmen düzenli olarak seks ihtiyacımı parayla çalışan kadınlarla gideriyordum. Tabi parayla seks yapmama kızıp dururdu hep. Hoca parayı seven açgözlü bir adamdı dediğim gibi… bundan dolayı iş bağladığım firmaya yanlış yapmıştı. Hem de iki kez.

Adamlar ısrarla sadece bizim yükümüzü taşı, yanına başka bir yük alma derken hoca bunu iki kez ihlal etmişti. Her ikisinde de başını beladan kurtardım. Hele ikinci kez hatasında ceza olarak yüklü bir tazminat ödemek zorunda kalacaktı. Bir şekilde hocanın tazminat işini çözdüm. Yeniden iş vermelerini sağlayamadım, tabi şimdilik…

Hoca tazminattan kurtulduktan sonra, akşam yemeğine davet etti. Bir nevi kutlama sayılırdı. İlk defa evine girecektim hocanın. Merak ediyordum ailesini. Eve vardığımızda çok heyecanlıydım. Doğruca banyoya gidip elimi yüzümü yıkayıp salona geçmiştim. Hoca üzerini değiştirmek için yatak odasına gitmişti. Salonda Tek başıma oturuyordum. Etrafı inceliyordum televizyonun bulunduğu sehpanın üzerinde çerçevelenmiş Bazı fotoğraflar vardı. Dikkatlice inceleyince Âdem hocanın yanında duran kadına gözüm takıldı. Oldukça süslü görünüyordu. Üzerinde kapalı bir elbise başında kırmızı çiçek desenli bir eşarp vardı. Kırklı yaşlarında kısa boylu balık etli bir kadındı. Bu eski resimdeki kadın Hiranur abla olmalıydı. Güzel sayılırdı. Şanslı pezevenk diye içimden geçirdim. Fotoğrafı inçlerken, hocanın sesine duydum. Dönüp baktığımda

“İşte burada bizim fakirhane.” dedi

“Vallahi Âdem Hoca işte öyle fakirhaneye benzemiyor Maşallah maşallah.” Dedim. Yanıma geldi, resme baktığımı anlayınca,

“Hiranur ablan?” bu arada

“Hadi sofraya bakam.” Diye Hiranur ablanın sesini duydum. Elindeki Tencereyle Hiranur abla göründü. Hiranur ablayı görünce şaşırmıştım. Resimdeki kadından daha güzeldi. 1.60 boyunda, 70 kilo kadar balıketli bir kadındı. Resimdeki gibi yine süslüydü. Üzerinde vişne çürüğü bir elbise giymiş, beline taktığı kemeri sıkınca geniş kalçaları belirgin hale gelmişti. Büyük göğüsleri vardı. Onlarda elbisenin altından fırlayacakmış gibiydi. Hele başını örttüğü eşarp… beyaz ipekti. Güneş gibi parlıyordu. Hele üzerindeki pembe ve mavi kelebek desenleri yok mu… Pahalı ve yeniydi. Gözlerimi Hiranur abladan alamıyordum. 45 yaşında olduğuna şahit isterdi. Çok güzel değildi ama alımlı ve değişik bir çekiciliği vardı. Afrodizyak etkisi yapmıştı bu hali. Aletim sertleşmeye başlamıştı. İçimden

“amına kodumun gavatı. Şimdi sen her akşam bu kadını mı sikiyorsun.” Söylendim. Açıkçası hocanın yanına hiç ama hiç yakıştıramamıştım. Hoşuma gitmişti Hiranur abla.

“Hoş geldin Bekir Bey oğlum.” Dedi.

“Hoş bulduk Hiranur abla.” dedim. Yemek esnasından gizlice kesiyordum Hiranur ablayı. Aklımı başımdan almıştı. Evli ve türbanlıydı. Yaşına göre de gideri vardı. Tüm akşam boyunca gözlerimi Hiranur abladan alamadım. Elbette Âdem hocanın fark etmesini istemiyordum. Bu arada Hiranur abla tatlı dilli, cilveli ve konuşkandı. Sanki ilk defa tanışmıyormuşuz gibiydik. Yemekten sonra Hiranur abla bizi salonda yalnız bırakmıştı. Kahvelerimizi içerken, artık zamanıdır diyerek harekete geçtim.

“Âdem hoca bir şey diyeceğim ama kızma. Bu Hiranur abla senin ikinci eşin mi?” soruma şaşırmayan hoca,

“Yok Bekir’im.”

“Ne bileyim senden genç duruyor Hiranur abla.”

“Öyledir. Benden ufak. Bakma üç çocuğumuz var. Ben aldığımda küçüktü ablan.”

“Maşallah.” Dedim. Âdem hoca karısına baktığını fark etti mi bilmiyorum ama gayet rahattı.

“Hele sen neden uzun yola gitmiyon belli oldu şimdi.”

“Niye öyle dedin.”

“Valla insanın böle karısı olur da yalnız bırakır mı.” dedim. Hoca iyice keyiflenmiş gibi.

“Bekirim her zaman derim ya sana. Avradın hakkını vereceksin. Sende bir evlensen beni anlarsın.”

“Sende hakkını veriyon o zaman?”

“Evelallah. Hiç sektirmem o işi.”

“Maşallah Âdem hoca maşallah…” diye gülüştük. Bu tutucu adamla böyle bir konuşma yapacağımı kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Kahvelerimiz daha bitmeden Hiranur abla salona girdi. Âdem hocanın yanına oturdu.

“Ya işte böyle avrat. Belir oğlum yardım etti de kurtulduk.” Karısına olanları nasıl anlattığını bilmiyordum ama bozmak istemedim.

“Hoca ne yaptım ki? Sadece cezadan yırttın. İş vermiyorlar şimdi.”

“Bende teşekkür ederim Bekir Bey oğlum. Sen olmasan ne ederdik? En azından ceza vermiyecez ya buna da şükür. Daha yenide araba da aldıydık.”

“Rica ederim. Bi yanlış anlama olmuş onu düzelttim. Neyse hele biraz zaman geçsin, ortalık durulsun da bir daha konuşuruz. ”

“İnşallah…” dedi kadın. Kaçamak bakışlarla bakıyordum Hiranur ablaya. Hiranur ablanın böyle cilveli hali beni daha da tahrik ediyordu. Tesettürlü olmasına rağmen, göründüğü gibi değildi sanki. Böyle mutaassıp insanların bu kadar rahat olmasına aklım ermiyordu. Sigara içmek istiyordum. Âdem abi ve ailesinin evde sigara içmediğini bildiğimden.

“Abi sigara içicem. Nerde içebilirim?”

“Bekir’im balkonda içebilin. Hatın sen mutfağa götür hem çayda içsin. Bende ben bir abdest alıp da namaz kılayım.” Dedi. Âdem hoca banyoya giderken benden Hiranur ablayı takip ettim. Mutfağın büyük olmayan ufak bir balkonu vardı. İki ufak tabure ve ufak masa vardı. Sırtımı duvara verip oturdum sigaramı içerken, bulaşıkları makineye dizen Hiranur ablayı izliyordum. Sırtı bana dönüktü. Belini sıkan kemer belini inceltmiş, üzerine tam oturan elbisenin altından geniş kalçaları daha da belirgin olmuştu. Hatta öyle ki içine giydiği külotun kenarları elbisede iz yapıyordu. Hiranur abla bulaşıkları makineye koyduktan sonra elinde çayla bana geldi. Önümdeki sehpaya koymak için eğilince kafası göğüs hizama gelmişti. İlk kez bu kadar yakınlaşmıştık. Hafif çiçek kokulu parfümünü hissedebiliyordum. Saçlarını örttüğü türbanını ilk kez bu kadar yakından görüyor ve inceliyordum. Yüzü aşağıda olduğu için Hiranur abla benim ona baktığımı göremiyordu. İki büklüm eğilmiş önümde dururken

“Bekir Bey Oğlum kaç tane şeker istersin?” diye sordu.

“Abla üç tane koy.”

“Aaa… Çok şeker iyi değildir oğlum.”

“Vallahi ben hiç zararını görmedim abla.”

“Yok yok sen ablanı dinle. Sıkıntı olur ilerde. Yediğine içtiğine dikkat edeceksin.” Derken bana bir şey mi ima ediyordu acaba. Hiranur abla hala doğrulmamış aynı pozisyonda çayımı karıştırıyordu. Lan bu karı işmi yoksa diye kendime sordum içimden. Dur bakalım belli olur. Dedim kendime. Sonra yavaşça doğrulunca göz göze geldik

“Abla Maşallahın var vallahi hiç göstermiyorsun seni sokakta görsem iki torunu falan var diyemem.” Şuh bir kahkaha atarak

Ay güzellik mi kaldı oğlum. Sen beni güldürdün ya Allah da seni güldürsün”

“Yok yok öyle deme.”

“Âdem abin dediydi, sen bekar mıydın?”

“Evet.”

“Hiç mi evlenmedin yoksa…”

“Hiç evlenmedim abla.” “Anan baban sağ mı?” “Yok sizlere ömür.”

“Allah rahmet eylesin oğlum, mekanları cennet olsun. Bekarlık zordur oğlum.”

“Abla sende Âdem abi gibi evlendirelim seni diye tutturma şimdi.”

“Aksam eve gelince yemeğin hazır olsa. Kirlilerini yıkayan biri olsa, fena mı olur?”

“Ben böyle iyiyim abla. Zamanı gelince o da olur inşallah.”

“İnşallah fazla geciktirme nikahta keramet vardır.”

“Öyle kolay mı düzgün bir kız bulmak bu dönemde. Her gün neler görüyoz televizyonlarda. Nerde o eski kadınlar. Her kadının elinden de yenmez ki. Şimdiki kızlar bir dövme pilavını bile pişiremiyor.”

“Sever misin dövme pilavını.” “Hem de nasıl.”

“Ay, ben yaparım sana evladım.”

“İşte senin gibi biri olsa…” Diyerek baktım Hiranur ablaya… O da baktı cevap vermedi. Yüzünde sadece bir gülümseme belirdi. Söylediğime kızmamıştı, bilakis hoşuna bile gitmişti sanırım. Bunun üzerine biraz daha ileri gitmeye karar verdim.

“Çayı tazeleyeyim mi?” diye yanıma geldi. Boş bardağı uzattım

“Zahmet olmasın ablam.”

“Zahmet olur mu hiç…” Bardağı alırken parmaklarımı elinin üst kısmına dokundurdum ve hafifçe gezdirdim teninde. Elini çekmedi. Yüz yüze geldik eğildiği içinde iyi yaklaşmıştık birbirimize. Sarılıp, öpmek için can atıyordum. Kendini toparlayıp birden yanımdan ayrıldı. Ayağa kalktım. Sırtı dönük çay doldururken arkadan yanaştım. Ses çıkarmamasından cesaret alıp son bir kez yoklama çekmek istiyordum.

“Hiranur abla, su içecektim.” Sikim kalkmıştı yukarı doğru düzelttim ve Hiranur ablaya arkadan yaslandım. Kasıklarım Hiranur Ablanın geniş kalçalarıyla birleşmişti. Tezgâhın üzerinde duran bardağa uzandım. İyice sıkıştırmıştım Hiranur ablayı şimdi. Ne tepki verecekti bilmiyordum ama yumuşacıktı kalçaları. Sertleşmiş sikimi iyice bastırdım kalçalarına. Eziyordum sikimle.

“Bu kadar mı çok susadın?”

“Hem de nasıl…” bu kadar hızlı olmasına şaşırdım ama fırsatım varken daha da ileri gitmek istiyordum. Elimi beline attım. Hafif çıkmış göbeğini okşuyordum ki, elimi tutup çekip kollarımın arasından kurtuldu.

“Evladım delirdin mi? hoca içerde…”

“Delirttin beni akşamdan beri, şimdi de kalkmış naz ediyon.” Yeniden hamle yapıp sarıldım beline, kendime çektim. Beklemiyordu. Dudaklarına yapıştım, sıcacıktı alev alev yanıyordu deyim yerindeyse. Kendini geri çekip kurtulmaya çalıştı fakat izin vermedim. Kemiriyordum dudaklarını karşılık vermiyordu ama çok çaba da göstermiyordu kurtulmak için. Sonra dudaklarını kurtarıp,

“Yapma…”

“Neden istemiyor musun?”

“Hoca…”

“Ne olmuş hocaya?” birden elimden kurtuldu Hiranur abla. Daha fazla üstelemedim. Tezgahtaki çayı uzattı ve

“İç şunu…”

“Numaranı ver bana.”

“Evladım ben evli barklı kadınım…”

“Kadınsın işte. Hem de çok güzel ve seksi bir kadın. Biliyorum sende yanıyorsun. Sende istiyorsun…”

“Sus…sus dedim sana.” Diyerek mutfaktan çıktı. Kesinlikle bu kadın göründüğü gibi değildi. Amına kodumun garısı. Sende istiyon da naz ediyosun işte, diye içimden söylendim. Hiranur abla benimle göz göze gelmemeye çalışıyordu akşamın kalan saatlerinde. Hoca ise hiçbir şeyden habersizdi. Evden ayrılırken karı koca kapıda beni yolcu ederken Hiranur ablaya baktım,

“Ablam dövme pilavını ne zaman yapacaksın?” Âdem hocaya bakarak,

“Ablam söz verdi.”

“İstediğin o olsun Bekirim, dimi hatın?”

“He ya… istediğin pilav olsun…”

“Pekte güzel yapar ablan…” dedi evden ayrılırken.

Bir hafta sonra tanımadığım bir numaradan bir telefon geldi. Cevap verince karşımda bir kadın sesi duydum. Tanıdık geliyordu ama kim olduğunu çıkaramamıştım.

“Kırıldım sana çabukta unuttun ablanı.” Dediğinde kadının Hiranur abla olduğunu anladım.

“Ablam seni nasıl unuturum, hiç aklımdan çıkmıyon ki o günden beri.”

“Hadi ordan tanımadın bile beni.”

“Sesin değişik geldi vallahi.” Hal hatır sorduktan sonra, Adem hocanın başka şehre gittiğini söyledi. Bu bir fırsat olabilir miydi?

“Abla nerden aldın numara mı? Âdem hoca mı verdi?”

“Yok telefonundan aldım. Haberi yok, bilmesinde.” “Sen nasıl istersen ablam.” “Sen yabancı değilsin amma şimdi yanlış manlış anlar. Ben seni ararım müsait olduğumda. Sen beni arama.” Dedi. Nerdesin diye sorduğumda evde olmadığını söyledi. Dışardaymış.

“Ablam bir çay falan içsek mi?”

“Bilmem ki? Eve geç kalırım şimdi.”

“Fazla sürmez ablam. Altı üstü bir çay.”

“Şimdi bura ufak yer, biri görür laf söz eder” ses tonundan gelmek istediği belliydi ama naza çekiyordu kendini.

“Bişey olmaz. Laf getirir miyim ben ablama. He de seni alayım.”

“Tamam o zaman.” Diyerek buluşacağımız yeri tarif etti. Dikkatli davranmamı tembihlemişti. Heyecandan sikim tavan yapmıştı. Kesin bişeyler olacaktı. Arabama atladığım gibi son sürat buluşma yerine gittim. Hiranur abla arabaya atladı hemen. Kimseye görünmek istemiyordu. Uzun gri bir pardösü giymişti. Başını büyük bir eşarpla bağlamıştı. Makyaj yapmış, oldukça güzel görünüyordu. Yine o harika parfümü arabanın içini doldurmuştu. Hava soğuk olduğu için kalorifer çalışıyordu aracın içi sıcacıktı. Arabayı şehir merkezinden uzak bildiğim yere doğru sürmeye başladım.

“Nasılsın abla?”

“İyiyim. Sen nasılsın?”

“İyi mi içerisi. Soğuk değil dimi?”

“Gayet güzel. Nereye gidiyoz?”

“Bildiğim bir yer var sakin.”

“Aman deyim. İnşallah kimse olmaz.”

“Olmaz merak etme abla.” Aklıma hemen bir şeytanlık geldi.

“Ama istersen, çaylarımızı arabada içelim. Buranın da salebi çok güzeldir.” Derken amacım arabayı sote bir yere çekip Hiranur ablayı yoklamak, olursa da biraz yiyişmekti. Bana baktı ve,

“Hay aklınla bin yaşa. Ne de güzel düşündün.” İşareti almıştım. Şehrin yamacına kurulduğu dağın eteklerinde ufak ormanında içinde büyük bir piknik alanı vardı. İçine arabayla girme imlanı vardı Aracı piknik alanında kuytu bir yere park ettim. Büyük bardaklarla aldığımız saleplerimizi yudumluyorduk. Dışarısı soğuktu ve hafiften yağmur çiseliyordu. Sigara ikram ettim ama istemedi fakat enim içebileceğimi söyledi. Gözüm sürekli olarak üzerindeki krem renkli pardösüsüne rağmen belli olan dolgun memelerine kayıyordu. Hiranur abla bunun farkındaydı.

“Sana bir daha teşekkür ederim Âdem abine yardım ettiğin için.”

“Valla abla çok ayıp etti Âdem abi. Zar zor ikna ettim adamları. Aslında hiç karışmayacaktım ama dayanamadım.”

“Böyle bizim bey. Parayı biraz seviyo. Hiç laf dinlemiyor.”

“Biraz mı? hem de nasıl.” Lafı uzatmadan doğrudan konuya girmek istiyordum.

“O akşamı bi türlü unutamıyorum.” Sanki anlamamış gibi

“Hangi akşamı?” dedi bana bakarak.

“Mutfakta seni öptüğüm dudaklarını.”

“Ha…” “Unuttun mu yoksa?”

“Tabi unutucam Bekir evladım. Annen yaşındayım. Evliyim çoluğum çocuğum var. Zaten gençtir dedim uzatmadım. Sende unut tamam mı…”

“Unutamıyorum. Hiç aklımdan çıkmıyorsun. Çok güzel bir kadınsın, kocan çok şanslı.”

“O nasıl söz oğlum. Duymamış olayım bunları.” Diye karşılık verdi. Birden yanaşarak yanaklarından öpmeye başladım. Yalandan tepki verir gibiydi. Fısıltıyla,

“Ay bırak beni, ne yapıyorsun?” diyordu. Yanaklarını, çenesini vakum gibi içime çekiyordum. Yanaklarından öperken, elimi memelerine attım. Pardösüsü ince olduğundan altındaki dolgun memelerini kolayca hissediyordum.

“Yapma! Bu yaptığın doğru değil!” diyordu. Ama bunu söylerken bağırmıyor, adeta fısıldıyordu. “Çok güzelsin. Harika bir kadınsın.” Kafasını geri atınca beyaz boynu ortaya çıktı. Sanki devam et der gibiydi bu hareketi. Boynuna yumuldum. Bir yandan öpüyor, aynı anda da dilimi teninde gezdiriyordum.

“Ay yapma evladım. Bi gören olacak.” Aldırmıyordum söylediklerine. Düğmelerini açmaya çalışıyordum ki pardösünün beni elleriyle itti. “Ne yapıyorsun evladım?” “Ne yaptığımı biliyor muyum ki ben? Akıl mı bıraktın bende?” güldü

“Çok mu beğeniyorsun beni?”

“Beğenmek ne kelime… aklımı aldın benden.”

“Ay şunu çıkartayım, sıcak oldu burası iyice.” Diyerek pardösüyü çıkarttı. Altına dar olduğu için vücudunu sıkıca saran beyaz parlak bir gömlek giymişti. İçini belli ediyordu. Kocaman memelerini taşıyan sutyenin dantelleri rahatlıkla görünüyordu. Altına da bileklerine kadar uzun, bol siyah bir etek giymişti. “Âdem hoca ne şanslı adamsın lan.”

“Ne oldu ki?”

“Senin gibi harika bir kadına sahip.”

“Sahip olsa ne olacak?” diye kinayeli bir şekilde sordu.

“Derken? Yoksa? Şanslı değil mi?” diye sordum fakat cevap vermedi Hiranur abla. Sanırım aralarında sorun vardı.

“Vallaha mı? Bana hep avradın hakkını verecen deyip duruyodu.” diye sordum.

“Öyle mi diyodu? Kendisi veriyo muymuş?”

“Kaç yıldan beri veremiyo hakkını?”

“Boşver ne yapcan sen kalkmıyo işte.” Diye Âdem hocanın sikinin kalkmadığını itiraf etmişti. Hiranur ablaya sokuldum iyice yeniden yumuldum dudaklarına. Bu sefer itiraz etmedi bilakis karşılık veriyordu bana. Harika bir tadı vardı dudaklarının. Elimi memelerine attım. Dolgun memelerini yoğuruyordum. Yeniden boynunu öpüp emmeye başlayınca,

“Ohhh…” diye inledi.

“Morartma sakın…” diye uyardı beni. Geri çekilip gözlerine baktım ve

“Keşke yapabilsem.” Dedim. Ardından da üstten üç düğmesini açtım gömleğinin. İri memelerini güçlükle taşıyan sutyeniyle duruyordu karşımda. Kar gibi bembeyaz bir teni vardı Hiranur ablanın. Elimi sutyenin içine sokmuş memelerini hamur gibi yoğuruyordum. Meme uçları iriydi. Meme uçlarını parmaklarımla sıkmaya başladım. İnlemeye başladı. Memelerinde gezinen elimi tuttu, gözlerini kapatmış derin derin nefes alıyordu. Yeniden yanaklarından, dudaklarından öpmeye başladım. Hoşuna gittiği belli oluyordu çıkardığı inlemelerden. Elimi memelerinden çektim, elimi bırakmak istemiyor gibiydi. Daha fazlasını istiyordum fırsat bulmuşken. Elimi çektim ve aşağıya indirdim. Eteğinin altına sokarak bacaklarını okşamaya başladım. Çorap giymişti. Yukarı çıkarak dolgun kalçalarında gezdirmeye başladım elimi. Giydiği külotun ipek gibi kaygan kumaşının üzerinden kalçalarını okşuyordum. Hiranur ablayı sikecektim bu kesindi. Elimi önüne götürünce külotun ıslanmış olduğunu fark ettim. Geri çekildim. Hiranur abla gözlerini açıp bana baktı. Neden durdun der gibiydi. Bacaklarından tuttum bana doğru çevirdim. Hafifçe kırdı bacaklarını. Eteğini yukarı sıyırdım. Hafifçe öne, kendime doğru çektim. Eğildim bembeyaz gün görmemiş bacaklarının arasına eğildim. Kasıklarına yaklaştıkça nefes alıp verişi hızlandı. Altına giydiği beyaz külotu gördüm. Kasıklarını öpmeye başladım. Sıcacıktı teni kor gibi yakıyordu dudaklarımı. Külotunu lastiklerinden tutarak sıyırdım, bacaklarından çıkardım. Bacaklarını iki yana iyice açınca amı ortaya çıktı. Tertemizdi tek bir tane bile kıl yoktu. Am dudakları etli ve büyüktü. Sulanmıştı. Am dudaklarına yumuldum, onları deli gibi emiyor, ısırıyordum. Amının içine dilimi soktukça Hiranur abla yeniden inlemeye başlamış, saçlarımı okşuyordu. Mis gibi kokuyordu. Yeni yıkandığı belliydi. Dudaklarımı gömdüğüm amını yalıyor dilimi içine sokup çıkarıyordum. Tatlı değişik bir tadı vardı. Yaladıkça yalayasım geliyordu. Âdem hoca böyle bir güzelliği sikmişti yıllarca. Fakat şimdi sıra bendeydi. İyiden iyiye hızlanıyor Hiranur ablayı boşaltmak istiyordum. İyice inlemeye başlayan Hiranur abla saçımı çekmeye başlamıştı. Daha hızlı sokup çıkarıyordum dilimi amına. Birden kasılmaya başlayan Hiranur abla kalçalarını kıvırmaya başlamıştı. Birden ılık ılık ıslanmaya başladı dilim. Hiranur abla boşalıyordu. Saçlarımdan tuttuğu kafamı iyice bastırırken amına bacaklarıyla da sıkıştırıyordu bir anda. Titremesi kesilen Hiranur abla kendine geldi. Gevşettiği bacaklarının arasından kafamı çektim. Yüzüm ıslanmıştı. Yüzümü Hiranur ablanın eteğinin iç kısmına sürerek temizledim.

“Ohhh. Çok güzeldi. Çok zaman olduydu böyle zevke gelmeyeli.” Diyerek beni dudaklarımdan öptü. Sonra düğmelerini ilikledi gömleğinin, sonra da eteğini aşağı çekti. Toparlanmıştı. Arabanın içine göz atınca külotunu aradığını anladım. Benim tarafımda yere düşmüştü. Yerden aldım ve havada çevirdim.

“Bunu mu arıyorsun?” uzandı almak için ama geriye çektim elimdeki külotunu.

“Bunu almak için haketmen lazım.”

“Şimdi olmaz. Bekle en kısa zamanda beklediğini alacaksın.” dedi gülerek. Hiranur abla işini görmüş boşalmış rahatlamıştı. Benimse yarağım sertleşmiş, önümde çadır kurmuştu. Hiranur ablanın külotunu kalkık sikimin üzerine koydum. Hiranur abla elini önüme götürdü. Kalkık sikimi tuttu, “Ooo… Bakıyorum küçük beyimiz uyanmış.” Avucunun içine aldığı sikimi bir sıkıyor bir bırakıyordu. Harikaydı. Sikim Hiranur ablanın avucunda gittikçe büyüyordu.

“Ohhh. Çok güzel… devam et Hiranur Abla.”

“Ay bu ne kazık gibi, Semsert olmuş.”

“Sen yaptın. Çıkartsana rahatlasın.”

“Ay… burda mı?” diye kıkırdadı. Elini önümde gezdiriyor, sikimi okşamaya devam ediyordu. Birden kemerimi çözdü, pantolonunum fermuarını açtı. Pantolonumu yanlarından çekip Altımdaki külotumla beraber dizlerime kadar sıyırdı. Sikim hapsolduğu külotumdan kurtuldu ve yaylanarak direk gibi yukarı doğru dikildi. Sikim uzun değildir lakin kısa ve kalın. Hiranur abla,

“Sonunda kalkan bir şey gördük.” Diyerek sikimi kavradı ve yukarı aşağı sıvazlayarak otuzbir çektirmeye başladı.

“Ohhh…” diye inledim. Ufacık elleri sikimi kavramış yavaş yavaş sıvazlıyordu sikimi. Bende Hiranur ablanın başındaki türbanına götürdüm ellerimi. Üzerine koyup okşamaya başladım. Yumuşacık bir kumaşı vardı. Dokundukça içim gıcıklanmıyordu. Diğer elimi de memelerine götürdüm. Sertçe sıkıp bırakıyordum. İri ve sertti.

“Ağzına alacan mı?” derken sikimi okşuyordu. Gözlerime baktı, “Daha hocanınkini bile almadım.”

“Ama biliyosun ağzına almayı değil mi?”

“Sen de beni iyice acemi kız belledin galiba…” yeniden sikimi okşamaya başladı. Okşamaları sertti, elinin kalın parmaklarının arasında sikimi sertçe sıkıyordu. Boşalmaya yakındım. İnlemelerim artmasıyla Hiranur abla daha da hızlandı. Elimi türbanına götürdüm. İğnelerini çıkarmaya çalışıyordum ki,

“Ay ne yapıyosun?”

“Boşalıcam. Ağzına da almıyosun üstümü başımı mı kirleteyim? Onun için türbanına boşalıcam.”

“Sapık oğlan…” dedi gülümseyerek.

“Şimdi açarsam yeniden yapmam zor olur.” Diyerek dudaklarıma yumuldu. Öpüşmeye başladık. Resmen dudaklarımı ısırıyordu. Sonra Hiranur abla kendini geri çekti ve beni geri ittirdi. Sonra da önümde eğilip sikimi dibinden tuttu. Beklemediğim şeyi yaparak sikimi dudaklarının arasından kaydırıp ağzına aldı.

“Offf… Hiranur Ablammm…” dilini sikimin üzerinde geziyor bende müthiş bir keyif alıyordum. İki büklüm bir haldeyken sikimi ağzına alıyor, ıslak ıslak ağzına sokup çıkartıyordu. Bense bir elimle türbanını okşuyordum. ıslak saksosu kalp atışlarımı hızlandırmaya başlamıştı. Sikimi deli gibi somuruyordu, sikimin ağzının içinde yanaklarında yaptığı şişkinliği görebiliyordum. Hiranur abla harika duygular yaşatıyordu bana. Bu kadar süre yiyişmeden sonra kendimi daha fazla tutmama imkân yoktu. Boşalacaktım.

“Abla boşalıcam. Dur…” deyince sikimi ağzından çıkarıp,

“Hadi boşal… hadi…” dedi. Hızlı hızlı hareket ettiriyordu elini.

“Ohhh. Geliyorum…ohhh…” patlayıverdim. Koyu ilk salvo bir anda tazyikle Hiranur ablanın burnuna geldi. Sıvazlamaya devam ediyordu Hiranur abla. Her hareketinde sikimden şiddetle fışkıran döllerim yanağını ve ağzına doğru attırıyordum. Hiranur abla boşalmış sikimi ağzına aldı ve emmeye başladı. Dilini de sikimin kafasında gezdiriyordu bir yandan da. İçinde kalan son damlaları somuruyordu. 3 çocuklu ve torun sahibi kadından asla beklemediğim bir şeydi bu… Azgın ve sekse aç hali sikimi emmesinden belli oluyordu. Sonra dudaklarını sikimin gövdesinde gezdiriyor, öpüyordu. Sikimi yalayarak temizlemiş olan Hiranur abla, doğruldu. Yüzünde attırdığım döllerim vardı. Çantasından çıkardığı peçeteyle temizledi. Dikiz aynasına bakarak bir kez daha kontrol ettikten sonra. Hafifçe dağılmış türbanını düzeltti.

“Ay evladım bu yaştan sonra beni ne hallere koydun.”

“Ne varmış yaşında? Valla çoğu kadın senin eline su dökemez. Harika bir kadınsın.” Duydukları hoşuna gitmişti ki, memnuniyetini belli eden bir gülümseme belirdi yüzünde.

“Benden haber bekle, sana haber vereceğim. Hadi şimdi eve götür beni.” Dedi.

Hoca ufak yaşta evlenmiş. Bizim buralarda böyledir. Askerden geldin mi hemen evlendirirler adamı derdi. Hiranur abla hocadan yaşça ufak 45 yaşında bir kadındı. Hocayla evlendiğinde henüz 17 yaşındaymış. Ardı ardına üç tane çocuk yapmışlar. İlki erkek olmuştu adı Eymen. Benimle yaşıttı. Evleydi. Diğer ikisi de kız olmuştu. Ortanca kızı 27 yaşındaki evli İklima ve 24 yaşındaki en küçük kızı Şura. Şura üniversiteyi bitirmiş kuran kursunda eğitmen olarak çalışıyordu. Hala bekar olduğu için hocayla aynı evde yaşıyordu. Hoca üç katlı müstakil bir apartman yapmıştı. Bir katında kendisi diğerinde oğlu Eymen yaşıyordu. Giriş katındaysa boş olarak duruyordu. Açıkçası maddi olarak durumu iyi sayılırdı. Bu yaşta çalışmasına gerekte yoktu ama para hırsı çok başka bir şeymiş. Hoca da bunu gayet iyi görebiliyordum. Sabırsızlıkla Hiranur’dan haber beklemeye başladım. Bu kadını sikmek için yanıp tutuşuyordum. Sürekli mesajlaşıyorduk fırsat buldukça. Hatta bir keresinde Âdem hoca karşımda otururken çatır çatır sikeceğimi söylemiştim Hiranur’a. Beklediğim gün gelmişti. Hiranur akşam mesaj atmıştı. Bir adres yazılıydı mesajda. Saat 13.00 te verdiği adrese gelmemi istiyordu. Sabah olmak bilmedi. Saat 13.00 te dediği adrese gittim. Arabamı başka bir sokağa park ettim. Yeni yapılmış yüksek katlı toki binasının önünde durdum. Telefon açıp geldiğimi söyledim. Ana giriş kapısını açtı. Dikkatli olmamı ve kimseye görünmemeye dikkat et diye de tembihledi. Dairenin kapısı olacak diye de belirtti. Heyecanlıydım. Ses çıkarmadan parmaklarımın ucunda dairenin kapısında bitiverdim. Aralık kapıdan içeri süzüldüm. Hiranur karşımdaydı.

“İçeri geç!” diyerek ilerlememi söyledi.

“Kimse görmedi değil mi?”

“Yok.” Dedim. Kapıyı usulca kapattıktan sonra boynuma sarıldı. Dudaklarımız birleşti ve öpüşmeye başladık. Koridordan geçip salona geçtik. “Burası ne böyle, kimin evi burası?” diye sordum.

“Ablamın…” diyerek cevapladı.

“Nerdeler?”

“Eniştemin memleketine gittiler. Ablam da bana anahtarları bırakır, arada bir gelip havalandırırım burayı. İyi ki almışım bak işimize yaradı.”

“Yaman kadınsın valla…” Hoşuna gitmişti söylediğim cümle.

“Daha bir hafta yoklar…” derken buraya daha sık geleceğimiz belli olmuştu. Hiranur’un üzerinde uzun siyah tuniği vardı. Altına beyaz bir gömlek ve bol uzun bir etek giymişti. Başında yine her oldukça güzel mavi renkli çiçek desenli ipek bir eşarp vardı. Çok ağır olmayan hafif bir makyaj yapmış, bu haliyle güzel seksi orta yaşlı bir kadın gibi duruyordu. Sanki gerdeğe girecek karı koca heyecanlıydık.

“Bi kahve içelim.” Diyerek yanımdan kalkıp mutfağa gitti. Bende salonu incelemeye başladım. Gayet güzel döşenmişti. Duvarda Arapça yazan kocaman bir çerçeve asılıydı. Ne anlama geldiğini bilmiyordum. Televizyonu açtığım sırada. Hiranur abla elinde kahvelerle içeri girdi. Kahveleri içerken sürekli olarak birbirimize bakıyorduk. İkimizde bir an önce yatağa gitmek istiyorduk. Fincanı sehpanın üzerine bıraktım ve sokuldum Hiranur’a. İlk adımı ben attım ve sarılıp dudaklarına yapıştım. Yine alev alev yanıyordu. Elbisesini üzerinden okşamaya başladım memelerini. Yumuşacıktılar. Yoğuruyordum sertçe.

“Ohhhh…” diye inledi. Elleri saçlarımda gezerken kendini bana bırakıyordu. Birden ayağa kalkınca

“Ne oldu?”

“Burada olmaz. “ Dedi duvardaki Arapça yazıyı göstererek.

“Gel.” Diye elimi tutarak önümden yürümeye başladı. Yazıdan rahatsız olduğu kesindi ama kocasını aldatmaktan da geri kalmıyordu. Nereye gideceğimizi merak ederken koridorun ucunda sağdaki odanın kapısını açıp içeri girdi, ben de peşinden. Ablasının yatak odasıydı burası. Özenle döşenmişti. Büyük bir yatak odanın ortasındaydı. Hemen yanı başında büyük bir aynası olan bir makyaj aynası. Dolaplar gömmeydi. Kalın kahverengi altın sarısı işlemeli perdeler çekiliydi.

“Çok güzelmiş.” Diyerek yatağa oturdum. Söyle bir yaylandım yatakta.

“Dikkat edelim ortalığı fazla dağıtmayalım.” Dedi. Tamam anlamında başımla onayladım.

“Soyunmayacak mısın?” diye sordu. Üzerimdekileri tek tek çıkardım. Tamamen soyununca, katlanmış yorganı açtım, yatağa girdim. Hiranur ablada soyunmaya başladı. Üzerindekileri sırayla çıkarmaya başladı. Konuşmuyorduk gözlerimiz kenetlenmiş birbirimize bakıyorduk sadece. Üzerindeki tuniği çıkardı. Üstündeki beyaz gömleğin altından içine giydiği beyaz sutyen belli görünüyordu. Başına bağladığı türbanının iğnelerini teker teker çıkarttı. Altındaki parlak bonesini de açınca yeni boyanmış uzun kumral saçları çıktı ortaya. Hiranur abla gerçekten çok güzeldi.

“Bu ne…” diye aptalca sordum.

“Beğenmedin mi?” deyince,

“Beğenmedim mi? Valla çok güzelsin. Hiç böyle bir şey beklemiyordum seni, onun için şaşırdım!” dedim heyecanla.

“Eskiden çok daha güzeldim. Kimler koşmadı ki peşimde?”

“Kala kala uyuz hocaya mı kaldın? Keşke benim olsaydın.” Dedim.

“Artık seninim…” Gömleğin düğmelerini açtı, sutyeni ile kaldı. İri memeleri beyaz sutyene sığmıyordu. Her an sutyenden taşacaklar gibiydi. Ellerini arkaya atıp sutyenin kopçasını açarken ben de sikimi sıvazlamaya başlamıştım. Az sonra memeleri sutyenden kurtulunca söyle bir yukarı aşağı sallandılar. Çok sarkmamışlardı. Nar büyüklüğündeydiler. Elini arkaya atıp eteğini de indirecekken daha fazla dayanamadım

“Bırak şimdi!” dedim. Hiranur yanıma oturdu ve uzandı, elim sikimdeyken memelerini emmeye başladım. O ara sağ elini sikime attı. Ben sikimden çektiğim elimi memelerine atarken diğeriyle de kalçalarını eteğinin üzerinden avuçladım. Yumuşak kocamandılar. Ağzımsa memeleri ile meşguldü. Etli meme uçlarını emdim, ısırdım, yaladım. Hiranur ise nazikçe sikimi avuçlayıp sıvazlıyordu bu sırada. Memelerinden sonra pembe dudaklarına yöneldim. Dudaklarını emerken karşılık vermesinden ayrı bir keyif duydum. Islak ve sıcak dilini ağzıma sokunca onu da emdim, ısırdım. Böyle kapalı ve bu yaşta kadının bunları biliyor olması garipti. Dışardan bakınca köylü karısı nerden bilir böyle şeyleri der geçersin. Harika kokuyordu. Yeni yıkandığı aşikârdı. Dizlerimin üzerinde doğruldum. Memelerini avuçladım, o da sikimi tutmaya devam ediyordu. İyice sertleşmiş boru gibi dikilmiş sikimi gösterip,

“Ağzına alsana!” dedim. Hiranur sağ dirseğinin üzerinde doğruldu, önüne geldim ve sikimi uzattım ağzına doğru. Araladığı ağzına soktum. Hiranur baktı bana, sonra da sikimi iştahla emmeye başladı.

“Ohhh…” diye inledim. Harikaydı ustaca yapıyordu. Ki bana hocanınki ni bile ağzıma almadım demişti ama böyle ağzına almayı nerden biliyordu? Sol eli sikimdeydi. Dilini çıkarıp sikimin kafasını dilliyor, yalıyor sonra da ağzına alabildiği kadar alıyordu. Saçlarını okşarken, biraz daha öne doğru kaydı. Ağzını açtı iyice ve sikimi almaya başladı ağzına. Sikim ağzını doldurmuştu tamamen. O halde biraz kaldı sonra da ağır ağır çıkardı sikimi ağzından. Derin birkaç nefes aldı. Sonra yeniden aldı ağzına sikimi. Sanki rutine binmiş gibi sikimi sokup çıkarıyordu. Sikimi ağzına sokuyor, somuruyor, sonra ağzından çıkardığı sikimin kafasını yalayıp emiyordu dondurma gibi.

“Ohhh… Harikasın… Devam et… Devam…” gülümseyerek sikimin kafasını emmeye devam etti. Sağ elimi attım memelerine ve avuçladım. Hiranur’un muhteşem saksosuna memelerini okşayarak karşılık verdim. Hiranur beni delirtmişti resmen. Bir an önce amına girmek istiyordum. Sanırım o da aynı şeyi istiyordu ki,

“Yeter mi bu kadar?” diye sordu.

“Zevkten öldürecektin beni nerdeyse…” dedim cevap vermedi.

“Hadi içimde istiyorum seni.” Deyince “Tamam, hadi şöyle dizlerinin üzerinde domal!” dedim. Sırtını döndü ve eteğini çıkarmam için beklemeye başladı. Hemen ince fermuarı açtım. Hiranur bir çırpıda eteğini çıkardı ayağından. Altına siyah bir tanga giymişti. Siyah çoraplarının kalın ve dantelli lastikleri nerdeyse kasıklarındaydı.

“Vay, bu ne böyle! Tangada mı giyiyorsun?” dedim keyifle ve “Neden giyemez miyim ben?” diye sordu.

“Beni şaşırtıyorsun valla.” deyince,

“Daha çok şaşıracaksın… Nasıl beğendin mi?”

“Çok yakışmış… Hoca içinde giyiyor musun?” dedim gülerek. Bana dönerek

“Şapşal onun için giysem burda koynunda mı olurdum?” dedi. Hafiften kızmıştı.

“Kızma hemen şaka yaptım.” Boynundan tuttuğum gibi tam önümde domalttım. Siyah tangasının arkası göt yanaklarının arasına girmişti. Amının etli dudaklarını ayırıyordu birbirinden.

“Çıkartayım mı” dedi tangasını işaret ederek.

“Gerek yok!” dedim sikimi sıvazlarken. Sonra sikimi göt yanaklarına sürtmeye başladım. Hiranur bacaklarını biraz daha ayırdı, tangasının ipini çektim kenara. Ayrık duran ve şimdiden ıslanmış amına sürttüm sikimi, sonra da yavaşça bastırdım. Önce sikimin kafası girdi. Sıcacıktı… Yavaşça ittirdim kalçalarımı ileri doğru. Yavaş yavaş amına girmeye başladım. Her hareketimde biraz daha giren sikim sonunda köküne kadar girmişti amına. Bir süre o halde bekledim. Amı sıcacıktı. Sikimi yakıyordu resmen… Hareketlenmeye başlayacakken Hiranur ileri geri hareket ettirmeye başladı koca kalçalarını, şimdi sikimi kendisi sokup çıkartıyordu amına. Göt yanaklarını avuçlayıp sıkarken Hiranur sikimi ağır ağır alıyordu amına. Tangasının ipini çektim ve sol elimin parmaklarına doladım. Sikim amının içinde gidip gelirken sağ başparmağımı göt deliğinin üzerinde gezdirdim önce, sonra da bastırdım. O an Hiranur aldığı zevkle iniltiler çıkartmaya başladı.

“Ohhh, ımmm, ayyyy, uhhh, ıhhh…” sesleri birbirine karışarak odanın içinde yankılanıyordu. Kumral saçları hafiften dalgalanıyordu bu anlarda. Hareketlerini hızlandırmaya başladı. Göt yanakları kasıklarıma çarptıkça löpürdüyor, şiddetli ‘Şlap, şlap!’ sesleri çıkıyordu. Parmağımı çıkardım göt deliğinden. Sonra da pompalamaya başladım. Hiranur durdu bu anda. Sikim zevk sıvıları ile ıslanmış amının içinde hızlı hızlı gidip geliyordu şimdi. Destek aldığı ellerini yatağın üzerinde iki yana açtı iyice, belini biraz eğdi aşağı. Bu kadın sikişmeyi iyi biliyordu. Hoca en son ne zaman sikmişti bilmiyorum ama, Hiranur’un sikişmeyi özlediği belliydi. Her seferinde taşaklarıma kadar alıyordu içine. Hiranur’un iniltileri küçük çığlıklara dönüşmüştü. Sol eliyle yataktan destek almaya devam ederken sağ elini kalçalarına, memelerine, amına atıyordu. Başını sağa sola çevirip,

“Sik, sik, ohhh, sik, ahhh, sik…” demeye başlamıştı. Onun bu isteğine daha hızlı pompalayarak cevap veriyordum. Sikim amının içinde her an patlamaya hazır bir halde gidip geldikçe zevk iniltilerimiz birbirine karışıyordu. Biraz daha bu tempoda gidip gelirsem boşalacaktım. Ki bu kadar erken gelmek istemiyordum. İçinden çıktım. Sikim kıpkırmızı olmuş kafası mor bir patlıcan rengini almıştı. “Ne oldu geldin mi yoksa?” diye sordu bana bakarak.

“Yok daha değil… Harika bir kadınsın o kadar zevk aldım ki biraz daha devam edersem boşalıcam.” Dedim.

“Çıkartma… içimde kal…” dediğini yaptım ve yeniden sikimi amına geçiriverdim.

“Ohhh… Çok güzel. Böyle kal…” Dolgun, beyaz kalçalarını ve göt yanaklarını okşuyordum. Sıcak ve ıslanmış amında öylece duruyordum. Hiranur yeniden kalçalarını oynatmaya başlamıştı. Ağır ağır hareketlerimi yeniden içinde gidip gelmeye başladım. Yeniden harekete geçmemle beraber inlemeye başlamıştı. Gittikçe hızlanan bir tempoyla sikmeye devam ediyordum. Hiranur birden pozisyon değiştirdi ve yatağa sırt üstü uzandı. Bembeyaz bedeni tüm güzelliğiyle yatıyordu karşımda. Yaşına göre çok güzeldi vücudu. Sadece biraz göbeği vardı. Bacaklarını tutup iki yana ayırdım. Bu arada eline sikime atmış sıvazlıyordu. Beni bekleyen amına birden kökledim sikimi.

“Ohhh… sik beni… Sik… ohhh…” yeniden içinde gidip gelirken dudaklarına yumuldum. Kasıklarımızın çarpışmasının çıkardığı yoğun ve şiddetli

‘Şlap, şlap, şlap!’ sesleri odayı dolduruyordu. Kalçalarımdan tutup tempo veriyor bir yandan da “Daha hızlı… Ohhh… Daha hızlı… Ahhh…” diye konuşuyordu. Çok ateşliydi Hiranur.

“Durma sakın… devam et… Hadiii. Ayyy…” diye inledi. Birden bedeni titremeye başladı. Dişlerini boğazıma geçirdi ve ısırmaya başladı… boşalıyordu Hiranur. Dediğini yapıyor durmadan köklüyordum amına hızlıca… İnlemesi afrodizyak gibiydi. Kulağına

“Geliyorum… Geliyorum… İçine mi boşalayım?” Diye sordum.

“Çıkma boşal içime”. Son bir kez daha girdim amına kasıklarımız birleşti… Bıraktım kendimi ve boşalmaya başladım. Döllerimi amına attırıyordum. Bu anın bitmesini istemiyordum. Yeniden içinde gidip gelmeye başlarken, son döl salvolarını içine bırakmaya devam ediyordum. Birbirimize sıkıca sarıldık. İçinden çıkmadan üzerinde öylece kaldım.

Hiranur ablayla sonraki günlerde ablasının evinde buluştuk. Çok azgındı sanki yılların acısını çıkartıyordu benimle.

“Ablan yarın mı dönüyor.”

“Evet. Çok iş var ortalığı temizlemem lazım. Ablam anlamasın.”

“Nasıl görüşücez bundan sonra?”

“Merak etme sen, Hiranur ablan bi yolunu bulur…” diyerek kucağıma oturdu. Ellerini boynuma doladı.

“Nasıl ayrı kalıcam senden?”

“Hoca bugün geliyo yoldan.”

“Öyle mi, haberim yoktu.”

“Aradıydı bugün, akşam burda olcakmış. Ablam yarın geliyo, ben burda kalıcam, geldiklerinde evi temiz bulsunlar deyince tamam dedi.”

“Yani sabaha kadar burdayız…”

“Hoşuna gitmedi mi?”

“Gitmez olur mu hiç. Senle aynı yatakta uyanmak istiyordum hep… keşke başka bişey daha isteseydim.”

“Aha istediğin oldu işte.” Sikim kalkmaya başlamıştı. Bunu hisseden Hiranur abla dans eder gibi hareket ediyordu kucağımda.

“Gene dikildi seninki…”

“Dikilmez mi hiç… Ölüyü diriltirsin valla sen.”

“Sen böyle hep dikil, hiç amsız kalmazsın.” Dedi ve ellerini boynumdan çekince, giydiği pembe renkli bir bluzun altından büyük memeleri daha da görünür olmaya başladı. Bluzu alttan tutup yukarı çektiğinde iki koca memesi çıktı meydana, sutyen takmamıştı. Pamuk gibi beyaz memeleri karşımdaydı. Sağ elimi tuttu ve çıplak memelerine götürdü. Elim memelerine değdiği anda,

“Ohhh…” diye derin bir inilti çıktı dudaklarından. Âdem hocanın ihmali Hiranur Ablayı bu hale getirmişti. İri ve dolgun memeleri avucuma sığmıyor, ateş gibi yanıyordu. Memelerini avuçlamaya devam ederken hafiften inliyordu. Yarağımda iyiden iyiye sertleşmişti. Omzundan tutup geriye doğru bastırdığımda gözlerini açtı.

“Uzansana şöyle!” dediğimde kendini biraz geri çekip sırtüstü uzandı çekyata. Pembe bluzunu daha da yukarı sıyırdım. Üzerine uzanır gibi eğildim ve meme uçlarını emmeye başladım. Derin ve hırıltılı bir,

“Ohhh…” iniltisi gelirken dilim ve dudaklarım meme uçlarıyla meşguldü. Meme uçlarını emdikçe aldığı hazla kendinden geçiyordu. Sol eli saçlarımda, sırtımda gezinirken hırıltılı iniltileri de azalmadan sürüyordu. Memelerini alttan kavradım her iki elimle, bir sağ memesini bir sol memesini emiyordum. Dilimin ucu meme uçlarında gezindikçe zevkten uçuşa geçmiş gibiydi. Uzun uzun emdiğim memelerini tutup yüzüme sürdüm sonrasında. İki eliyle ensemden tutup, elleriyle bastırıyordu, başımı kaldırmamı istemiyor, memelerini emmeye, yalamaya devam etmemi istiyordu. Bembeyaz memeleri kızarana kadar emdim, dilledim, yaladım, meme uçlarını ısırdım. Hiranur ablanın zevk dolu inlemeleri üçlü koltukta ara ara gelen gıcırtılara karışıyordu. Birden her şey güzel giderken evin zil sesiyle irkildik. Ben doğrulurken Hiranur ablada kalktı.

“Kim bu şimdi?” dedi endişeli bir sesle. Yarağım iyice sertleşmiş ve pantolonumu zorlar hale gelmişti. Çabucak üstünü başını topladı, çıkarttığım bluzunu yeniden giydi ve fısıltılı bir sesle,

“Sen içeriye, yatak odasına geç!” dedi ve kapıyı açmaya gitti. Yatak odasına girdiğimde kapıyı açtı. Kapıdaki kadın,

“Ay sen miydin Hiranur… Bende Hafsa kadın geldi sandım, onun için bi selam vereyim demiştim.”

“Hoş geldin Ahsen Abla. Çok oldu görüşmeyeli. Buyur içeri geç bi kahve yapayım.” Hay amına koyım tam gelecek zamanı buldun diye içimden geçirdim. Bu sırada içerden Hiranur ablayla kadının sesi geliyordu.

“Baktım sesler geliyor. Hafsa gelmiş diye düşündüm.”

“Yok abla yarına gelecekler. Bana anahtar verdiydi. Bacı evi bi havalandır biz gelmeden dediydi, bende burda kalıp ortalığı temizlicem işte.” Kadının sesler duyduğunu söylemesi biraz endişelendirmişti. Acaba benim sesimi de duymuş muydu? Hiranur ablayı sikerken zevkten köpekler gibi inlemiştim. Kulağımı kapıya vermiş onları dinlemeye çalışıyordum.

“Hoca nerde?”

“Hoca mı? o yok abla. Seferde bu gece dönecek.”

“Ay ne bilim Hiranur, erkek sesi duydum sanki. Bende hocada burada diye düşündüm.” Korktuğum başıma gelmişti kadın benim sesimi de duymuştu.

“Yok abla gördüğüm mü var hocayı… varsa yoksa iş… televizyon açıktı, ses ondan gelmiştir.”

Havadan sudan konuşmaları bazen fısıltıya dönüşüyor bazen yüksek sesle devam ediyordu. Birbirlerini uzun zaman sonra gören iki kadının dedikodusuydu bu aslında. Mahalledeki diğer kadınlardan, onların kocalarından ve çocuklarından bahsediyorlardı. Sohbetleri gittikçe uzadıkça uzuyordu. Kadın bir ara bi

“Bi lavaboya gideyim sonra da kalkayım.” Dedi. Bunu duyunca sessizce gömme dolabın içine güç bela girdim. Hiçbir şey duyamıyordum. Çok kısa bir süre sonra yatak odasının kapısının açılması sesini duydum. Allahtan dolaba saklanmışım, yoksa kadına yakalanacaktım. Karanlık olan dolabın içinde hala üzerinde parfüm kokusu gelen Hafsa ablanın elbiseleri yüzüme çarpıp duruyordu. Açıkçası parfümü çok güzeldi. Bir anlığına içinde bulunduğum durumu unutmuş yüzüme çarpan elbiselere dokunmaya başladım. Yumuşacıktılar. Sikim yeniden hareketlenmeye başlamıştı. Burnumu elbiseye götürüp Hafsa ablanın parfümünün kokusunu içime çekmeye başladım. Görmediğim bir kadının elbisesiyle sevişiyordum resmen. Birden dolabın kapağı açılmasıyla yüreğim ağzıma geldi.

“Sen miydin?” diye karşımda duran Hiranur ablaya baktım.

“Kadın gitti mi?” diye devam ettim.

“Gitti gitti!” dedi sinirli bir sesle.

“Lafı uzattıkça uzattı, uzattıkça uzattı, kalk git de diyemiyorum…”

“Ödüm bokuma karıştı valla. İyi ki saklanmışım.” Diyerek gömme dolaptan çıkarken, Hiranur abla yerde duran benim yeleğimi görünce alıp bana göstererek,

“Bu ne Bekir?”

“Yelek…” dedim aval aval bakarak.

“Ne işi var bunun burda?”

“Ya birden dolaba girince, unutmuşum almayı. Görmüş müdür ki?”

“Ne bileyim buraya girdi, kesin görmüştür. Eyvahlar olsun. Erkek sesi falan duydum dediydi. Tuvalet falan bahane, maksadı evde biri var mı onu öğrenmekmiş. Kesin görmüştür.” Tırsmadım değil açıkçası.

“Abla napıcaz?”

“Dur bakalım, Akşam beni yemeğe çağırdı, yok diyemedim. Bide ağzını ararım. Eğer bişeyler anladıysa bi hal çaresine bakarım ben. Şimdi bu kapıları da gözetler. Ben onlara yemeğe geçinde sende çıkarsın.” Dedi.

“Tamam.” Diyebildim sadece. Lanet olası kadın nerden geldin ki, diye söylendim.

Hiranur abla, hava karardığında komşuya geçmişti. Bende evde çıkmak için zaman kolluyordum. Tam yemeğe oturduklarında bende evden çıkacaktım. Lanet kadın gelemeseydi şimdi Hiranur ablayı sikiyor olacaktım. Onun yerine tıkıldığım bu evde can sıkıntısı içinde dolanıp duruyordum.

Her ne kadar Hiranur abla gitmemi istemiş olsa da o kadar azmıştım ki onu sikmeden gitmek istemiyordum. Kararımı değiştirerek yeniden beklemeye devam ettim. Yatak odasına giderek büyük yatağa uzandım ve kendimle oynamaya başladım.

“Amına kodumun karısı, nerden geldin sen?” diye küfrettim.

Kalın kadife perdeler hala sıkıca örtülüydü. Yanan lambanın ışığı dışarı sızmazdı bundan dolayı yatağın başındaki apliği yaktım, oda loş ışık odayı aydınlatırken yataktan kalktım. İçinde bulunduğum duruma rağmen bişeyler dürtüyordu beni. Dolapta saklanırken yüzüne değen hafta ablanın elbiselerini yeniden göz atmaya karar verdim. Gömme dolabın kapağını açınca, askılara asılı parlak kumaştan çok sayıda abiye elbise vardı. Heyecandan titreyen ellerimi asılı duran elbiselerin üzerinde gezdirmeye başladım. Yumuşak kaygan kumaşın üzerinde kayan Parmaklarım tıpkı bir kadının tenini üzerinde gezdiriyor gibiydi. Bu da heyecanımın artmasına ve sikimin sertleşmesine sebep olmaya başlamıştı. Gördüğüm elbiseler hiçte yaşlı bir kadının giyeceği türden elbiselere benzemiyordu oysa ki Hafsadan ablam diye bahsediyordu Hiranur abla. Sertleşmiş aletimi pantolonun üzerinden okşayarak dolabı biraz daha kurcalayıp içindekileri keşfetmeye devam ettim. Rafta üst üste katlanmış ve güzelce yerleştirilmiş olan eşarpları görünce heyecanım biraz daha artmaya başladı. Şöyle yukarıdan aşağı dokunmaya başladım. Tıpkı elbiseleri gibi yumuşacıktı. Hafsa abla yıkamış ütülemiş ve özenle katlayıp üst üste dizmişti eşarplarını. Artık beynim durmuş kontrol sikime geçmişti. İçgüdülerimle hareket eden bir hayvandım artık. Bilirsiniz kadınlar türbanlarını yaşına göre seçer, lakin şu anda elimde tuttuğum hafsa ablanın türbanları cıvıl cıvıl renkli, daha çok genç kızların başını örttüğü türbanlara çok benziyordu. Üstte nar çiçeği kırmızısı renkli, üzerinde minik minik beyaz kelebek desenli pahalı Vakko eşarbı aldım burnuma götürüp koklamayın başladım. Mis gibi lavanta kokusunu içime çekerken boşta kalan elimi pantolonumun içine sokup sertleşmiş olan yarağımı dışarı çıkardım. İpek eşarbın yumuşak dokusu daha da tahrik olmama aletimin demirden bir kazığa dönüşmesine sebep olmuştu. Alel acele pantolonumu sıyırınca alt kısmım bir anda çıplak kalmıştım. Özenle dizilmiş olan eşarplarını teker teker büyük yatağın ortasına dizmeye başladım. Sanki bir eşarp dükkanındaymışım da eşarpları teşhir ediyorlarmış gibiydi. Yatağın üzerinde duran, markalarından pahalı oldukları belli olan eşarpları birazdan demir gibi sertleşmiş sikime saracaktım. Sikimi saran o yumuşak kumaşın içinde tıpkı bir kadının amının içinde gidip geldiği gibi gidecektim. Ve sonunda da döllerimi hafsa ablanın, en güzel olduğunu düşündüğüm çiçek desenli tekbir markalı yeşil ağırlıklı renkteki ipek türbanına boşaltacaktım. Yavaş hareketlerle iki kişilik büyük yatağın üzerine çıktım ve yastığı yatağın ortasına kadar çektim.  Bende dizlerimin üzerinde oturdum yatağa. Şimdi kalkık sikim yastıkla aynı hizadaydı. Gözüme kestirdiğim beyaz eşarbı alıp yastığın üzerine serdim. Sonra da sikimi eşarbın üzerine götürüp, sikime sardım.

“Ohhhh…” diye inledim. Eşarp sarılı olan sikimi tuttum ve kalçalarımı ileri geri hareket ettirmeye başladım, tıpkı bir kadının içinde gidip geliyormuş gibi… sikim hafsa ablanın eşarbın arasında gidip geliyor, yumuşak ve kaygan dokusu aletimin rahatça eşarp içinde gidip gelmesine yardımcı oluyordu. Harika bir duyguydu Tıpkı am sikmek gibiydi. Gözlerimi kapattım ve daha resmini bile görmediğim bir kadının hayaliyle seks yapıyordum. Yaşadığım deneyim farklı, daha önce yaşamadığım bir şeydi fakat aldığım zevk inanılmazdı. Aşırı tahrik olmuştum ve boşalmamak için çabalıyor, kendimi tutup mümkün olduğunca tutup aldığım zevki uzatmak istiyordum.

Gözlerimi açıp Hafsa ablanın rengarenk eşarplarını sırayla birbiri ardına sikimi sarmalıyor,  içinde gidip geliyordum. Özsuyumla ıslanmış, kırışmış, kirletilmiş türbanları yatağın üzerine yavaşça bırakıyordum. Elime aldığım son eşarp yeşil deseni ve dokusuyla iç gıcıklayıcı tekbir marka eşarptı. Daha en başından hafsa ablanın başına örttüğü bu eşarba bellerimi attırmaya karar vermiştim. Güzelce katlanmış olan eşarbı yastığın üzerine koyarak sertleşmiş sikimi katlanmış eşarbın arasına sokuverdim. Resmen sikiyordum eşarbı, bir kadının amı gibi. Biri beni bu halde arkadan görse, kesinlikle birini siktiğimi düşünürdü. Sikime değen yumuşak kumaş içimi gıcıklarken, sikim bir piston gibi ileri geri gidiyordu hafsa ablanın türbanının içinde. Muhteşem bir şeydi daha önce yaşamadığım, tatmadığım bir zevk girdabına düşmüş dönüyordum.  Gözlerim kararmaya, vücudum titremeye, bacaklarım kasılmaya başlamış artık daha fazla dayanacak halim kalmamıştı ki, yay gibi gerilip kendimi ileri doğru attım.

“Ohhh…” diye inlerken birden içimdeki bellerim tazyikle, birden açılan hortumdan geçen su gibi fışkırmaya başladı. Hala hafsa ablanın türbanına sarılmış halde sikime baktım. Türbanın altından hala sert bir şekilde, bir yılan gibi hareket ediyordu. Eşarp bellerimle ıslanmış, bir kadının namus simgesini bellerimle kirletmiştim. İçimdeki belleri son damlasına kadar hafsa ablanın eşarbına boşaltmış, öylece, sakinleşinceye kadar tıpkı bir heykel gibi kalakalmıştım. Sikime sarılı yeşil eşarpla, sikime bulaşmış bellerimi temizledikten sonra nar çiçeği kırmızısı renkli eşarbını alarak, önüme götürdüm. Yatakta yan yatarak, mayışmış halde gözlerimi kapattım. Kasıklarımın arasına aldığım eşarp, sikimi örtüyor ve hala çok azsa olsa akan bellerimle kirleniyordu. Ellerimi bacaklarımın arasına götürüp tatlı bir uykuya dalıvermiştim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu