Dolar Yükselince 4
Sonunda özgürlüğüme kavuşmuştum. Ancak üvey annemin bakışlarından bundan hiç memnun olmadığı belli oluyordu.
Çünkü kendisinin de çok iyi bildiği, yıllar önce babamın bizden yapmamızı istediği ve ne kadar çabalasak da unutamadığımız olay şimdi gerçek olacaktı…
Bundan beş yıl önce, 22 yaşındaydım, askerlik yeni bitmişti. İş bulana kadar bakkalda annemle babama yardım ediyordum. Milli olmamış, bir amın tadına bakmamıştım henüz.
Elim sikimde geziyordum resmen. Bakkala gelen komşu kadınlara ve kızlara farklı gözle bakar olmuştum. Utangaç ve içine kapanık biri olduğum için arkadaşlarım milli olurken ben gece gündüz 31 çekiyordum.
Bu da benim daha çok içime kapanmama sebep oluyor ve ruh sağlığımı olumsuz etkiliyordu. Asosyal, eve kapanıp masturbasyon yaparak zevk almaya çalışan bir psikopat olup çıkmıştım.
Bunun üzerine annem beni zorla fal, büyü işlerinde isim yapmış yaşlı bir kadının evine götürdü. Onu kırmamak için razı olmuştum. Kadın beni okuyup üfledi, kurşun döktü. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Sonrasında kadın bir şey demeden beni odadan çıkardı. Ama içeride annemle birkaç dakika kaldılar. Annem odadan çıktığında yüzü kızarmış gibiydi.
“Anne kadın ne dedi?” diye sordum birkaç sefer, ama annem bana cevap vermek yerine sorularımı geçiştirdi.
O günden sonra annemle babamın aralarında fısıldaşmalarına çokça şahit oldum. Beni fark ettikleri anda konuşmalarını kesiyorlar, ya da konuyu değiştiriyorlardı. Bu halleri bendeki merakı büsbütün artırıyordu.
Bir gün bakkalda annemin olmadığı bir zamanda babam dükkanın kapısını aralayıp,
“Gel oğlum, seninle konuşacaklarım var!” deyince meraklandım.
“Ne oldu baba, hayırdır?” dedim.
“Oğlum artık büyüdün, askerliğini de yaptın. Bir sıkıntın derdin varsa bana anlat, ben senin babanım!” deyince,
“Yok baba, ne sıkıntısı?” dedim karşılık olarak. Babam başımı okşayarak,
“Oğlum, bana anlatabilirsin, benden çekinme. Burada erkek erkeğe konuşuyoruz. Bir ihtiyacın varsa söyle!” dedi bu sefer.
Babamın bu ‘Erkek erkeğe konuşuyoruz’ lafı konunun ne olduğunu az çok açığa çıkarmıştı. O nedenle utandım. Babam konuyu hiç evirip çevirmeden,
“Sen milli oldun mu?” diye sorduğundaysa yüzüm kıpkırmızı oldu. Başımı ‘Yok’ anlamında salladığımda gülümsedi.
“Geçen gittiğiniz falcı kadının dediği doğruymuş demek ki… Bu halin kaç zamandır benim de dikkatimi çekiyordu ama seni üzmemek için ses etmedim. Oğlum daha önce deseydin ya bunu, bulurduk bir çaresini!” dediğinde utancımdan yerin dibine girecektim.
Babamın daha fazla konuşmasına izin vermemek için dışarı çıktım ve o gün bakkala dönmedim bir daha… Sonraki birkaç gün boyunca annemle babamın fısıldaşmaları devam etti.
Ben ikisinin de yüzüne bakmaya utanıyordum, ama onlar bana içtenlikle yaklaşmaya çalışıyordu. Utandığım için yemekleri bile odamda tek başıma yiyordum.
Ancak bir akşam geç bir saatte babam beni salona çağırdı. Annem yoktu. Yanına oturmamı istedi. Bana bir erkeğin ihtiyaçları olduğunu, bunların giderilmesi gerektiğini yoksa içten içe zarar vereceğini dini örnekler de vererek anlattı.
“Bu işin asıl çaresi senin evlenmendir, ama bizim halimiz meydanda… Bu parasızlıkla seni evlendiremeyiz. Bir iş bulup çalışsan para biriktirsen, o da ne zamana olur belli değil. Ama bu işi evlilik öncesinde halletmek gerek…” Merakla dinliyordum babamı…
“Seni geneleve göndermek istediğimi söyledim, ama annen buna yanaşmadı. Ben oğlumun öyle pis, ahlaksız yerlere gitmesini istemem dedi… En sonunda kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. Bu işi annen halledecek yavrum. Bu fedakarlığı gösterecek…” dedi.
Babamın sözleri bittiğinde ne demek istediğini anladım tabi ama inanamıyordum,
“Ne diyorsun sen baba?” diyebildim.
“Senin sorununu annen çözecek evladım. Üvey annen… Seni milli yapacak, rahatlatacak.”
“Ya baba git işine, deli misin nesin!” dedim tepkiyle ve odama girdim. Ancak babam ciddiydi, peşimden odama geldi.
“Kadın halledecek oğlum, çekinmene gerek yok. Neticede öz anan değildir, üveydir. Kendisi kabul ediyor, ben kabul ediyorum, niye itiraz ediyorsun?”
“Ya baba sen hasta mısın? Kadın üvey de olsa benim annem, böyle saçmalık olur mu?”
“Biz ikimiz bu işin tüm vebalini üstümüze aldık oğlum.. Bunun günahını öte tarafta biz vereceğiz. Senlik bir şey yok! Kimse bilmeyecek zaten… Her şey burada kalacak. Hem…” Durdu, bir nefes aldı, sonra devam etti.
“Hem biz zaten üvey annenle kardeş gibiyiz kaç zaman… Kocalık yapamıyorum kadına… Hani demem o ki, ikiniz için de iyi olur bu…”
“Ya baba senin kafan iyi mi? Böyle şey olur mu ya, delirdiniz mi siz?” dedim öfkeyle ve zorla çıkardım odadan, kapıyı da kilitledim. O gece gözüme uyku girmedi. Nasıl olur da böyle bir şeyi akıllarına getirebildiklerini anlayamıyordum.
Birkaç gün bakkala gitmedim, odamdan dışarı çıkmadım. Öfkem geçtiğinde yeniden bakkala gittim, ama özellikle annemin yüzüne bakmamaya çalışıyordum. Baktıkça aklıma geliyor, yüzüm kızarıyordu.
Üvey annem de aynı şekilde davranıyordu bana… Bir çekingenlik, benim yanımda utangaç bir genç kız gibi kızarıp bozarmalar… Gerçekten o da istiyor muydu acaba? Babam kocalık yapamıyormuş kadına… Cinsel isteklerini karşılayamıyormuş. Beni üvey oğlu değil de bir erkek olarak görecek miydi yoksa?
Geceleri yatağıma yattığımda ister istemez aklıma geliyor, kafamda deli sorular dönüp duruyordu. Kabul etseydim neler olurdu? Üvey annemle ne yapardık diye kafamda kurup olmadık hayaller kuruyordum.
Cin şişeden çıkmıştı artık… Babam bu konudan bahsetmedi bir daha… Ancak bu mesele yıllar yılı içimi kemirip durmuştu, ta ki şimdiye kadar…
Tüm bu hatıralar bir anda gözümde canlandı. Babamın benim iyiliğim için üvey annemle beraber olmama bile razı olmasını, annemin bana kaçamak bakışlarını hatırladım. Ben bunları düşünürken Vakkas’ın sırıtarak bana,
“Soyun lan göt, nerelere daldın?” demesiyle gerçek dünyaya döndüm. Abuzer ve Vakkas’ın bakışları önünde utana sıkıla soyunmaya başladım.
Annem başını önüne eğmişti, sanırım benim çıplaklığımı görmek istemiyordu. Baksırım döl içinde kalmıştı. Boşalmıştım ama hiç hissetmemiştim bunu…
Yarağım Abuzer’inki kadar büyük olmasa da Vakkas’ınki kadar vardı. İyice şişmiş, sertleşmişti. Tamamen çıplak kaldığımda, Vakkas,
“Vayy…” dedi kalkmış sikime bakarak… “Senin yarak da fena değilmiş lan tüysüz… Daha önce hiç karı siktin mi?” diye sordu.
Yaşadığım heyecanı hemen anlamıştı kurt herif… Bu soru karşısında yüzüm daha da kızardı, çünkü bu benim için ilk olacaktı. Hayatımda sikeceğim ilk kadın üvey annem olacaktı. Annem de cevabımı bekliyor gibi başını kaldırıp gözlerini bana dikmişti. Hepsi bana bakıyordu.
Başımı ‘Yok’ anlamında iki yana salladığımda Abuzer ve Vakkas kahkahalara boğuldu. Annemin kızaran yüzünün şekli değişti. Birazdan üvey oğlunu milli yapacaktı. Abuzer iğrenç kahkahalarının arasında,
“Ulan karı, oğlunu milli edecen, gurur duy!” dedi. Vakkas,
“Bu yaşa kadar niye beklettin bu oğlanı be annesi… Verseydin ya daha önce!” dedi sırıta sırıta…
Babamın dediğini yapsaydım annem yıllar önce bekaretimi bozmuş olacaktı. Bugün o gündü, ama aradan beş yıl geçmişti. Belki de boşu boşuna geçmiş, üvey annemin erkeksiz, benim kadınsız aynı evde geçirdiğimiz bir beş yıl… Birbirimize sahte ana oğul gibi davrandığımız, gerçekte içimizde kopan fırtınalarla geçen bir beş yıl…
“Ulan göt, bak bu akşam buraya gelmesen bunlar olmayacaktı, milli olamayacaktın. Demek ki olacağı varmış, hayırlı olmuş!” dedi Vakkas… Abuzer,
“Şükret lan bize pezevenk, sayemizde erkek olacaksın!” dedi. Sonra da annemi bana doğru iterek, “Hadi bakalım valide hanım… Senetleri imzaladın, şimdi de yapman gerekeni yap!” dedi gülerek… Vakkas da,
“Dur bakalım, nasıl olacak bu iş ben de çok merak ediyorum!” diyerek sırıttı.
Annem bana doğru bir iki adım attı. Ben olduğum yerde duruyordum. Kalbim heyecanla atıyordu. Yıllar önce babamın yapmamızı istediği şey şimdi gerçek olacaktı, ama yanımızda çırılçıplak iki yabancı adam varken…
Yaşadığım heyecan anneminkinden çok daha fazlaydı. Sapır sapır titriyordum olduğum yerde… Annem altına yastık koyduğu dizlerinin üzerine çöktü. Başını hiç kaldırmadan, biraz çekinerek elini halen üzeri döllerimle kaplı erkekliğime attı.
On yaşında sünnet olduğum günden sonra ilk defa eli sikime değiyordu. O an içimden bir elektrik akımı geçti sanki… Başını kaldırmadan sertliğini koruyan yarağımı tutup sıvazladı, parmaklarının ucuyla boydan boya okşadı.
Sonra da uzanıp sikimin başını öptü, dudaklarını aralayıp ağzına aldı. O an bayılacak gibi oldum. Döllerle kaplı yarağım üvey annemin ağzındaydı. Az önce Abuzer ve Vakkas’ın oluk oluk döllerini yutmuştu, benimkinden de iğrenmiyordu.
Yarağımın kafasını dudaklarının arasında bir süre emdi. Meme emen bir bebek gibi emiyordu. Dayanamadım, elimi saçlarına attım. Her zaman arap sabunuyla yıkadığı yumuşacık gür saçlarını okşarken annem de gittikçe kalkan yarağımı ağzına daha çok almaya başladı.
Dili yarağımın kafasına değiyordu, daha doğrusu ağzının içindeki yarağımın kafasını dilliyordu. Annem böyle sakso çekmeyi nereden öğrenmişti? Kendi halinde, dindar, sıradan bir kadın için bu yaptıkları sıra dışı bir durum gibi görünüyordu.
Annemin saksosu gittikçe hızlanıp yoğunlaşmaya başlamıştı. Ben de zevke gelmiş, sertçe saçlarını çekiyordum. İki adam yanımızda, pis pis sırıtıp bize bakıyor, alay ediyor, küfrediyordu.
Onları duymuyordum bile, aldırmıyordum. Kendimi annemin dilinin, ağzının verdiği zevke kaptırmıştım. Annem başını ileri geri oynatmaya başlamıştı artık, aynı zamanda sağa sola çeviriyordu. Yarağım son noktasına gelmiş, şişmiş, demir gibi sertleşmişti. Abuzer,
“Yeter bu kadar, tamam hadi!” dedi birden… Zevkimin içine sıçmıştı orospu çocuğu… Ama yapacak bir şey yoktu. Annem yarağımı çıkardı ağzından… Ayağa kalkarken gözlerimiz kesişti. Yüzü kıpkırmızıydı yine… Yaşadığı utanç çok barizdi, ama mecburduk. İkimizin de başka şansı kalmamıştı.
Abuzer kalkık yarağını göstererek,
“Şimdi de bunu yala bakalım, daha da sertleştir şunu!” deyince annem eğildi, bu kez dizlerinin üzerine çökmeden ayakta domalarak ağzına aldı yarağını… İştahlı bir saksoya başlamıştı. Öne arkaya ağır hareketlerle yaylanarak Abuzer’in yarağını ağzına sokup çıkarıyordu.
Sağ eli ile Abuzer’in elini tutmuş, sol elini de kaslı ve kalın kalçasına dayamış destek alıyordu, tam önünde değil, hafif çaprazında kalmıştı Abuzer’in… “Immm, ommm, ummm!“ sesleri çıkara çıkara saksoya devam ederken, Vakkas,
“Hadi lan, ne duruyon, sen de katıl bize… Öyle öküz gibi durma!” dedi pis pis gülerek… Sonra da, “Sen de ananın amını em!” diye adeta emir verir gibi konuştu. Annem bu konuşmayı duymamış gibi saksoya devam ederken, Abuzer,
“Hadi geç!” dedi başıyla arkayı işaret ederek… Emrini yerine getirdim, annemin arkasına geçtim. Ellerim ilk anda kalçalarına değdiğinde boşalacak gibi sarsıldım. Sonra da pürüzsüz, dolgun göt yanaklarını kavradım.
Annem arkasında olduğumu biliyordu, ama kendini yaptığı işe kaptırmışçasına hiç tepki göstermiyordu. Yavaşça dizlerimin üzerinde çöktüm. Şimdi annemin sikilmekten kabarmış ve dudakları ayrık duran amı ile genişlemiş göt deliği karşımdaydı.
Yatağın üzerinde duran el havlusuna uzandım ve bununla göt deliğinin ağzını sildim. Bu sırada annem sanki benim daha rahat etmemi istiyormuş gibi yana doğru birkaç adım atarak Abuzer’in önüne geldi.
Ben de dizlerimin üzerinde sola kaydığımda amı ve götü tam karşımdaydı yine… Kalçalarını tutup okşarken annem başını hızlı hızlı kaldırıp indirerek Abuzer’in yarağını boğazına kadar sokup çıkartmaya başlamıştı. Belden yukarısı aşağı yukarı kalkıp iniyordu.
Göt yanaklarını kavradım. Annem bacaklarını iki yana açtı biraz daha… Benim ne yapacağımı biliyordu. Daha rahat ve zevk alabilecek pozisyonu yaratmıştı hem kendine, hem de bana…
Yavaşça başımı yaklaştırdım. Ayrık duran hafif kıllı amına dilimi değdirdiğimde iğrendim ilk başta… Abuzer annemin amını adeta yerken ben iğrenmiştim. Dilime ve ağzıma garip, kekremsi bir tat geldi.
Hayatımda ilk defa bir kadının amını yalıyordum. Keşke bu pis izbe yerde değil de evimizde olsaydık diye geçirdim içimden… Annemin yatağında yapsaydık bu işi… Yıkanıp temizlenmiş olsaydık, misler gibi koksaydı annemin amcığı… Doya doya öpüp yalasaydım tertemiz…
Fakat her şeye rağmen, ağzımın ve dilimin amına değmesinden annemin büyük bir keyif aldığını gövdesi titrediğinde anladım. Oğlunun amcığını yalamasından zevk alıyordu. Yeniden dilimi uzattım ve amını bir dondurma yalar gibi yaladım.
“Nasıl lan ibne? Çıktığın amcığı beğendin mi?” diyerek güldü Vakkas… Abuzer,
“Yok lan, çıktığı amcık bu değil…” dedi sırıtarak… Siki annemin ağzında yalanırken zevk içinde saçlarını çekiştirip duruyordu. “Üvey anasıymış bu orospu… Ama amcık fena değil yaşına göre… Çocuk doğurmamış, kocası da dağıtamamış pek… Onun yerine oğlan dağıtır bundan sonra dar amcığını… Tadına bir varınca onsuz duramaz piç…”
Annem o anda ağzı yarakla dolu olduğu halde zevkle inledi. Dilimle okşamalarım mı tahrik etti, Abuzer’in konuşmaları mı bilmiyorum. Ama doğru yolda olduğum belliydi. Dilimi amına bastırarak yaladım bu sefer…
Amının etli, kızgın ve kabarmış dış dudaklarının ürperip titrediğini gördüm, içinin yakıcı sıcaklığını hissettim.
İki elimi kalçalarına attım. Tüysüz, parlak, dolgun kalçalarını kavradım sıkıca… Yeniden, bu kez daha da bastırarak amını boydan boya dillediğimde annem götünü sağa sola oynattı.
Bu sırada bizi izleyen Vakkas annemin sağ elini alıp yarağına attı. Annem de onun yarağını sıvazlamaya başladı hemen ardından… Yüzümü daha da yaklaştırdım ve kokuyu almamaya çalışırken hararetle amını emmeye başladım.
Acayip bir şeydi bu. Annemin geniş, derin amı ağzımla bütünleşmişti. Dilimle, dudaklarımla amını emiyor, yalıyordum. Amının ve kasıklarının siyah kıvırcık kılları yüzüme, dudaklarıma batıyordu.
Ama aldığım keyfin yanında hiçbir şeydi bu. Sadece ben değildim zevk alan… Annem de büyük bir zevk alıyordu. Götünü oynatmasından ve yarakla dolu ağzına rağmen çıkardığı iniltilerden zevk aldığı belli oluyordu.
Yarağım sertliğinin son noktasındaydı artık. Biraz önce boşalmıştım ama hiç hissetmemiştim. Oysa şimdi tüm bedenimle, ruhumla hissediyordum bunu… Yarağım zonklamaya başlamıştı. Taşaklarım bir an önce annemin amına girip akmak isteyen döllerimle doluydu.
Kendimi tutmak için çabalıyordum. Abuzer ve Vakkas gibi deneyimli olmadığım için bunu ne kadar başarabileceğimi bilmesem de elimden geleni yapmaya çalışıyordum.
Ben annemin amını iştahla emerken, annem de daha yoğun ve iştahla somuruyordu Abuzer’in yarağını… Aynı anda sağ eliyle de Vakkas’ın yarağını koparacakmış gibi sıkıyor, yoğuruyordu. Vakkas birkaç kez kafama vurup,
“Anan yanıyor lan!” deyip durdu. “Böyle ateşli orospu görmedim ben… Harika kadın senin annen… Değme orospulara taş çıkartır.”
İlk duyduğumda iğrenmeme neden olan bu sözün maalesef doğru olduğu ortadaydı. Annem gerçekten de yanıyordu…